Sümer uygarlığına ait yazılı kaynaklar, belirli miktarda araziye tahıl ekimi ile hayvan yetiştirmeye göre daha çok sayıda insanın daha kısa sürede, daha ucuza doyurabileceğinin gözlendiğini işaretlemektedir. Sümerlerin diyetindeki besinlerin başlıcaları; arpa, buğday, darı, nohut, mercimek, şalgam, soğan, sanmak, pırasa, salatalık ve maruldur. Hayvansal besinlerden balık, keçi ve koyun da diyette yer almaktaydı. İsa öncesi 2300 yılına ait yazılı kaynaklarda 50 ayrı türde balığın tüketildiği belirtilmiştir. Ancak birkaç yüzyıl sonra bunlar yok olmuştur.
Tarihçiler, Orta Asya'da yaşayan göçebe insanların İsa öncesi 1000 yıldan eskiye dayanan beslenme kültürlerini ortaya çıkarmada yeterince başarılı olamamışlardır. Daha sonraki yazılı kaynaklar, bu insanların yerleşik tarım ekonomisinden çok, hayvan yetiştirmeye yöneldiklerini işaretlemektedir. Diyetlerinin daha çok et, süt özellikle mayalandırılmış süt ürünlerinden oluştuğu belirlenmiştir. Zamanla bölgede oluşan açlık, insanları batı ve güneye göç etmeye zorlamıştır. İsa öncesi dönemde Hindistan'a gelen Türkler, hayvanlarını da birlikte getirmişlerdir. Zamanla bu hayvanlar yerlilerle karışmış ve iklim koşullarına uyum sağlamışlardır.
Orta Asya kökenliler Hindistan'da, ineklerin dini yasalarla korunduklarını gözlemişlerdir. Bu koruma inancının temelinde, uzun süre yaşayan bir ineğin, yumurtlayan tavukta olduğu gibi sürekli süt ürettiği ve insanı doyurduğu, etinin ise kısa süreli doygunluk sağladığı olgusu yatmaktadır. İneği; süt, tavuğu yumurta için yetiştirmek, et elde etmeye göre daha çok insanı doyurabilmektedir. Bu dönemde et, Orta Asya kökenli yöneticilere sunulan bir besin olmuştur. Ancak, yöneticilerin sürekli et istemeleri, sütleriyle insanların beslenmesine katkıda bulunan hayvanların gittikçe azalmasına yol açmıştır. Bu durumu gözlemleyen Buda, hayvanların öldürülmesine karşı çıkarak toplumu uyarma yoluna gitmiştir. Aynı zamanda Jainizm dininin önderi Mahavira da öldürülmüş hayvan etini tümüyle yasaklamıştır. Bu yasağın temelinde, öldükten sonra tekrar dirilme mitolojisinin yattığı sanılmaktadır. Bu mitolojiye göre, eğer kişi sağlığında iyi yaşam sürdüyse tekrar dirilişte yüksek düzeyde, kötü yaşam sürdüyse düşük düzeyde olacaktır. Buna göre vejetaryen beslenmenin temelinde Budizm ve Jainizm dinlerinin öğretileri bulunmaktadır. İneklerin korunması yasağı, Budizm ve Jainizm dinlerinin temelinde yer alan "tüm canlıların kutsallığı" inancıyla bütünleşerek vejetaryenizmin yayılmasına neden olmuştur.
Hindistan'da vejetaryenlik bir bakıma zorunludur. Din yasağı olmasa bile uzun süre insana besin sağlayan hayvanın, kısa sürede et için yok edilmesi doğal olarak istenmeyen bir durumdur. Sümerler tarafından gözlendiği gibi, artan nüfusu maliyeti yüksek hayvansal besinlerle besleme olanağı yoktur. Bitkisel besinlerle daha çok insan doyurulabilmektedir.
Çin'de Budist tapınaklarının geniş mutfakları bulunmaktaydı. Buralarda vejetaryen yemekler hazırlanmakta ve duadan sonra birlikte yenmekteydi. Özellikle Sung döneminde Budizmin yayılması, beslenme alışkanlıklarını önemli ölçüde etkilemiştir. Pirinç ve soya fasulyesi Çin ve tüm Güneydoğu Asya toplumlarının temel besinleridir. Budistler tarafından et benzeri soya fasulyesi ürünler geliştirilmiştir.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder