Yemek pişirmek bir sanattır..

Gelin bu sanata hep beraber ortak olalım ve bu sanatı layığı ile yerine getirip tüm sevdiklerimizin kalbine ulaşalım...Bol tarifli, renkli menülü, mis kokulu, ağız tadımızın kaçmadığı nice paylaşımlara...

14.6.08

Sınav stresine ilaç gibi besinler!

Sınava geri sayımın başladığı anda heyecan artar, stres duygusu maksimum seviyededir. Stres ile mücadelede beslenme tipi size destek olabilir. Pazartesi günü örnek bir beslenme programı vermiştim şimdi ise önemli tavsiyeleri sizlerle paylaşmak istedim.

Stresi bu besinlerle yenin

B vitamini, stresi önler ve rahatlatır. B vitaminini ekmek, kuru baklagiller ve tahıllar gibi gıdalardan almak mümkündür, sınav haftasında ekmek azaltılmamalı ve kaldırılmamalıdır.
Hatırlama yeteneğini artırmak ve güçlü bir vücut için antioksidanlardan faydalanılabilir bunun için, havuç ve yeşil yapraklı sebzeler tercih edilebilir.
Çilek, limon, portakal suyu veya kivi, C vitamini açısından zengin meyveler olarak seçilebilir.
Omega 3 mutlaka alınmalı. Haftada iki kez balık tüketilmelidir.
Süt, peynir, balık, karides, yumurta gibi B12 kaynakları yeterli tüketilmelidir.
Ceviz, fındık, fıstık gibi yağlı tohumlar içerdikleri değerli yağ asitleri, vitamin ve mineraller ile beslenmede önemli bir yere sahiptir.
Zencefilin içerdiği maddeler beynin yeni fikirler üretmesini sağlar.
Demir alımı önemlidir. Sağlıklı bir vücuda ve yeterli enerjiye sahip olmak için önemli bir mineraldir. Kaynakları; kırmızı et, tavuk, kuru baklagiller, kurutulmuş meyveler, pekmez, tahin, koyu yeşil yapraklı sebzelerdir.
Antioksidan vitaminler olan A, E ve C vitaminleri beyni serbest radikallere karşı korurlar.
Demir, kalsiyum, selenyum, magnezyum, potasyum, bakır, çinko, iyot gibi mineraller beynin güçlü olması için önemlidir.

Hangi besinler hafızayı olumsuz etkiler?

Eğer karbonhidrattan düşük, çok yağlı ve çok proteinli yiyecekler tüketiliyorsa vücutta çok fazla enerji üretilemez ve kronik bir yorgunluk yaşanır. Yorgunluk hafızayı da olumsuz yönde etkiler. Dengesiz beslenme aşırı şeker tüketimi, uzun süre açlık hafızayı zayıflatan etkenler arasında yer almaktadır.

Sınava hazırlık sürecinde vitamin takviyesi almalı mı?

Eğer tüm besin gruplarından yeterli bir tüketim söz konusu ise vitamin- mineral takviyesine gerek yoktur. Fakat yeterli beslenilmiyorsa balık yağı tabletleri ve özellikle B12, demir, çinko takviyesi yapılabilir.

Sınav sırasında şeker tüketmenin zihni açtığı doğru mu?

Şeker basit karbonhidrat olduğu için hemen kana karışır ve hızlı enerji verir. Fakat bu etki kısa bir süre devam eder. Aynı şey çikolata için de geçerlidir. Genelde ebeveynler sınavda çocuklarına çikolata yemelerini öğütler fakat çikolatanın başarıyı artırıcı bir etkisi yoktur. Ancak az miktarda yiyeceğiniz çikolata stresinizi azaltmada size yardımcı olabilir. Ama fazla tüketiminiz kan şekeri dengenizde düzensizliğe yol açabilir. Eğer seviyorsanız sınav esnasında çikolata yerine kompleks karbonhidratlar olan ve liften zengin kurutulmuş meyvelerden (kuru kayısı, kuru erik, kuru üzüm, kuru incir, vb.) faydalanmanız daha uygun olacaktır.

İlaç gibi öneriler

Yaban mersini: Yoğun antioksidan özelliği, bu küçücük meyveyi sağlıklı bir yiyecek haline sokmuştur. Bu meyveye rengini veren antosiyanin pigmenti çok yararlıdır. Ayrıca vücudu hücre kayıplarına karşı koruyan iyi bir C vitamini kaynağıdır.
Brokoli, kabak, brüksel lahanası: Kansere karşı savaşan ve vücudu hücrelere zarar veren serbest radikallerden koruyan antioksidanlar olan sulforaphane ve indole-3-carbinol maddelerini yüksek miktarlarda bulundurur.

Yeşil çay: Kateşin adı verilen antioksidan madde, kanser tümörlerinin boyutunu ve sayısını azaltabilir, ancak etkili olması için yüksek miktarlarda tüketmek gerekir.
Keten tohumu: Araştırmacılara göre, iyi bir omega-3 yağ asidi kaynağı olan bu tohumlar, kolesterol oranını düşürmekte ve bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltabilmektedir.

Soya: Soya fasulyesi isoflavon adı verilen bir madde içermektedir, bu madde kolesterolü ve kolon ve rektum gibi sindirimle ilgili bölgelerdeki kanserleri azaltmaktadır. Araştırma sonuçları ikna edici olmasa da, çok fazla soya yiyen kadınların östrojen azalmasından dolayı göğüs kanserine yakalanma olasılıklarını azaldığına inanılmaktadır. FDA soya proteini içeren ürün etiketlerinin üzerine belirli kanser türlerinin oluşma riskini azalttığını yazmayı düşünmektedir.

Domates: Hem prostat kanserine hem de kalp hastalıklarına karşı koruduğu düşünülen likopen içermektedir. Pişmiş domates çiğden daha iyidir, çünkü pişme süreci, hücrelerin içindeki likopen maddesinin dışarı çıkmasını sağlamaktadır.

Karıştır, sağlıklı kal!

Multivitaminler neden gerekli?

“Ben düzenli besleniyorum” diyor olabilirsiniz. Ama unutmayın, düzenli beslenmek sağlıklı kalmaya yetmiyor. Yetiştirme koşulları, kullanılan gübreler nedeniyle çoğu sebze ve meyvede yeterince vitamin ve mineral bulunmuyor. Pişirme ve dondurma teknikleri de vitaminlerin kaybolmasına neden oluyor. Rafine besinler ve şekerli gıdalar, vücudun vitamin ihtiyacını artırıyor. Ayrıca stres, besinlerden alınan vitaminlerin çok hızlı tüketilmesine neden oluyor. Bu nedenle uzmanlar, sağlık problemi olmayanların da vitamin ve mineral desteği almasını tavsiye ediyor.

Multivitamin almanın saati var mı?

Vitamin ve mineralleri sabah saatlerinde alın. Yağda çözünen vitaminlerin etkili olması için yemeklerden sonra, suda çözünen vitaminlerin etkili olması içinse bolca suyla içmek gerekiyor.

Spor yaparken ne kullanılmalı?

Vücut, spor yaparken vitamin ve mineralleri hızla tüketiyor. Bu nedenle yüksek potansiyelli bir multivitamin kullanmanız gerekiyor. B kompleks açısından zengin multivitaminlerin yanı sıra koenzim Q-10 ve L-karnitin kullanabilirsiniz. Kaslardaki sertleşmeyi önlemek için de magnezyum takviyeleri tavsiye ediliyor.

Multivitaminlere ihtiyacınız var mı?

Organik gıda almıyor musunuz?
Çok fazla rafine gıda tüketiyor musunuz?
Sigara ya da alkol kullanıyor musunuz?
İşiniz stresli ve yüksek tempolu mu?
Spor yapmıyor musunuz?
Ailenizde ya da sizde kalp ve şeker hastalığı var mı?
Çok sık hastalanır mısınız?
Düzenli kolesterol ya da doğum kontrol hapı kullanıyor musunuz?
Yaşınız 50’yi geçti mi?
Yakın zamanda çocuk doğurmayı düşünüyor musunuz?
Hamile misiniz ya da çocuk emziriyor musunuz?
Vejetaryen misiniz?
Rejim yapıyor musunuz?
Hazımsızlık problemi yaşıyor musunuz?
Sorulardan birine 'Evet’ yanıtı veriyorsanız, doktorunuza danışarak size uygun multivitamini kullanın.

Doktora danışmadan almayın!

Pek çok hastalığı önleyen, sağlıklı yaşamın destekçisi vitaminleri nasıl kullanacağız? Dr. Muzaffer Kuşhan, “Vitamin gereksinimi mutlak şekilde doktor tarafından düzenlenmeli. Bir kişinin vitamine ihtiyacı olup olmadığı tahlil neticesinde ortaya çıkar. Ölçümde vücudumuzdaki vitaminlerin miktarları anlaşılır. Bunun sonucunda eksiklik varsa, dışarıdan takviye yapılabilir” diyor. “Kimin vitamin desteğine ihtiyacı vardır?” sorusunu ise Kuşhan şöyle yanıtlıyor: “Yeterli beslenmeyenlere, büyüme çağındaki çocuklara, hamilelikte, menopoz dönemlerinde ve yaşlılarda vitamin takviyesi yapılabilir.”

Diyetisyen Dilara Koçak’ın 'sağlıklı beslenme’ reçetesine göre her gün en az beş porsiyon sebze ve meyve tüketmemiz, haftada iki-üç gün balık, iki gün kırmızı et, iki-üç gün de tavuk ya da hindi yememiz gerekiyor. Koçak, “Stres altında yoğun çalışan, çok sık seyahat eden ve tüm besin gruplarını dengeli tüketmeyen bireyler, vitamin ve mineral destekleri alabilir. Ama bunlar kesinlikle doktor ve beslenme uzmanı tavsiyesine göre kullanılmalı” diyor.

Düzenli kullanım önemli mi?

Vitaminleri düzenli kullandığınızda sonuç veriyor ve pozitif etkilerini üç veya dört haftada gösteriyor. Doktorunuzun tavsiye ettiği dozlarda bir ile iki aylık bir süreç sonunda yine istediğiniz etkiyi göremiyorsanız, bu durumda kullandığınız vitamini bırakmak ya da değiştirmek daha doğru olur.

Yemekten suçluluk duymayın!

Diyet uzmanları kimsenin mükemmel olmadığını, zaman zaman diyetin dışına çıkarak kendinizi ödüllendirmenin aslında sizi strese bağlı kilo alımından koruduğunu söylüyorlar. Daha iyisini başaramadığınız için kendinize kızmanın aslında sizi daha fazla sıkıntıya soktuğunu ve duygusal yemek yeme isteğinizi tetiklediğini biliyor muydunuz?

Kafanızı rahatlatmak ve daha sağlıklı bir diyete başlamak için işte size ipuçları;

Yüksek karbonhidratlı yiyecekler düşündüğünüz kadar kötü olmayabilir!
Günlük porsiyonlarınızın yarısı tam tahıllı gıdalardan oluştuğu sürece karbonhidratlı yiyeceklerden kaçmanız için bir sebep yok. Beyaz unla yapılmış makarna, ekmek, mısır gevreği gibi yiyeceklerde bulunan folik asit gibi vitaminler sağlığınız için yararlıdır.

Kırmızı etten uzak durmak zorunda değilsiniz!
Güvenilir yerlerden satın aldığınız kırmızı eti haftada üç kez 120 gramlık porsiyonlar halinde tüketmek diyetinize zarar vermez. Kırmızı et protein ihtiyacınızı gidermenin yanı sıra, demir ve çinko gibi önemli maddeleri de barındırır.

Menülerinizi zenginleştirin!
Zaman zaman yiyeceğiniz şekerli sebze ve meyvelerin size bir zararı olmaz. Aksine menülerinizi lezzetli gıdalarla zenginleştirmek moralinizi de düzelteceği için size diyetinizi yaparken güç verecektir.

Etiketlere takılmayın!
Etiketlerde yazan her şeye inanmayın. Şekersiz ve sağlıklı olduğunu düşündüğünüz bazı gıdaların bu iddiaları her zaman gerçek olmayabilir. Eğer etiketlere güvenmezseniz, benzer iddialarla yola çıkmış markaları da gereğinden fazla tüketmezsiniz. Ancak yine de alışveriş yaparken gözlerinizi kapatmayın!

9.6.08

Bozulmayan Meyve ve Sebzeler

Kar kuyuları ve mağaraların birincil amacı besinlerin hava sıcaklıkların- dan etkilenmesin! önlemektir. Her ne kadar mağaralar kış aylarında da depo olarak kullanılsa da, kar kuyuları kış aylarında kullanılmazlar. İnsanoğlu kış aylarında da besinlerini saklayabilmek için çeşitli yeşil teknikler geliştirmiş. Bunlardan en önemlisi, etler için kavurma, pastırma ve sucuk yapımı, sebze ve meyveler için, konserve, turşu, salça, reçel ve marmelat yapımı. Günümüzde, seracılığın gelişmesi, dondurulmuş gıda sektörünün ortaya çıkması, non-frost buzdolaplarının ve derin dondurucuların yaygınlaşmasıyla, istediğimiz meyve ve sebzeleri dilediğimiz zamanda bulabiliyoruz.
Örneğin, geçmişte çileği sadece nisan- mayıs aylarında yiyebiliyorken, şimdilerde yılın 12 ayında manav ve marketlerden alabiliyoruz. Ispanak ve pırasayı sadece kış aylarında bulabiliyorken, şimdilerde yaz aylarında da bu sebzeleri bulabiliyoruz. Peki yıllar öncesinde bu yiyecekleri nasıl tüketiyorduk? İnsanoğlu, tarih öncesinde avcı-toplayıcı dönemde yalnızca bulabildiği besinlerle yaşamım devam ettiriyordu. Daha sonra yerleşik düzene geçilip tarımın gelişmesiyle, üretilen mahsullerin depo edilmesi ihtiyacı ortaya çıkıyor ve bunun sonucunda bazı yiyeceklerin saklanması ve o besinin bulunmadığı dönemlerde de yenebilmesi için çeşitli saklama yöntemleri geliştiriliyor. Önceleri bu yöntemler çok basit şekilde uygulanırken, ilk çağ ve ortaçağda camcılık ve çömlekçilik teknolojisinin gelişmesiyle günümüzdeki şeklini alıyor. Birçok çeşidi olan bu saklama yöntemlerinde dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta bulunuyor. Bunlardan bir tanesi, besinin havayla temas etmesini önlemek. Bunun amacı havanın içeriğinde yanıcı gazların bulunması nedeniyle, besinlerin yanmasını, yani oksitlenmesini önlemek. Örneğin, elmayı ya da armudu soyup kısa bir sure beklettiğinizde renklerinin kahverengiye doğru değiştiğini uzun bir süre sonra da çok koyu bir renk aldığını görürsünüz. Bunun nedeni elma ve armudun içindeki kimyasal bileşiklerin oksitlenmesi. Bu durumda bu meyvelerin tadı ve besleyici özellikleri değişeceği için, yenmesi uygun olmamakta.

O halde gerek konserve, gerek turşu ve reçel yaparken birinci şart, yiyeceklerin havayla temasını tamamen önlemek. Günümüzde bunun için genellikle cam kavanozlar kullanılıyor. Nedeni, camın kapların ağzı kapatıldığında içine hiç hava almaması ve şeffaf yapısından dolayı içindekilerin rahatça görülebilmesi. Bu saklama yöntemlerinde dikkat edilmesi gereken ikinci önemli nokta da saklanacak besinin içinde yer alan mikroorganizmaların öldürülmesi ve üzerilerinde yeni mikroorganizmaların gelişmesini önlemek. Bunun için de öncelikle, saklanacak meyve ve sebzelerin üzerlerinin iyice yıkanıp kurulanması gerekiyor. Üzerleri temizlenen bu yiyecek- ler, daha sonra seçilecek yönteme göre çiğ bırakılıyor ya da pişiriliyor. Yapılan konservelerin, turşuların ve reçellerin uzun süre bozulmadan kalabilmesi için içlerine sirke, tuz, şeker ve çeşitli antiseptik yani mikrop öldürücü özelliği olan bitkiler ilave ediliyor. Bu doğal katkı maddeleri, mikrop gelişimini önleyerek saklamaya çalıştığımız meyve ve sebzelerin uzun süre bozulmadan kalabilmesini sağlıyor. Buraya kadar konserve, turşu ve reçel yapmanın temel prensiplerini anlattıktan sonra şimdi de önemli püf noktalarına değindim. Konserve ve turşu, bildiğiniz gibi tuzlu olurken reçel ve marmelat türleri tatlı olur. Bunun nedeni birinin içerisine dengeleyici olarak tuz konması diğerinin içerisine şeker konmasıdır. Bu ürünlerin içerisine koyulan tuz ve şeker, oluşan yiyeceğin asitliğini ayarlar. Mikroorganizmaların gelişmesi için belli bir uygun değer gerekir. Eğer siz ortamı aşırı asidik ya da aşırı bazik yaparsanız, o ortamda mikroorganizmalar gelişmek için uygun şartları yakalayamazlar ve böylece sizin saklamak istediğiniz besinler de bozulmaz.

Özellikle turşuların yapımında sirke ve limon suyu konulmasının sebebi, bu tür bir asidik ortam yaratmak içindir. Aşırı turşu suyu içilmesi de bu nedenle sakıncalıdır. Turşu ve konservelerin en karakteristik özelliği de sarımsaktır. Bu tür yiyeceklerin içinde her zaman zevke göre az ya da çok miktarda sarımsak kullanılır. Bunun sebebi de sarımsağın çok kuvvetli bir antiseptik oluşudur. Turşu ve konserveye sarımsağı koyduğunuz taktirde, onun ömrünü oldukça uzatırsınız. Bazı yörelerde sarımsağa ek olarak maydanoz, tarhun otu ve defneyaprağı gibi diğer antiseptik özelliği yüksek bitkilerde ilave edilir.

Bu bitkiler de turşu ve konservenizin tadını ve aromasını değiştirerek yeni lezzetler keşfetmenize yardımcı olur. Turşu ve konservenin arasında ne fark olduğunu merak ederseniz, turşular su bakımından zengindir ve eklenen limon suyu ve sirke nedeniyle asidiktirler. Bu nedenle pişirilmeye uygun değillerdir ve çiğ olarak tüketilirler. Konservelerse su bakımından daha fakir, asiditeleri düşük ve daha sağlıklıdır. Konservelerin turşulardan farklı olarak yapılırken kabın içerisindeki hava boşaltılır.

Bu nedenle yapım turşuya göre daha zordur. Dezavantajıysa, konserve kabının içerisindeki hava boşaltıldığı için açıldığında hemen kullanılmazsa hızla bozulmaları. Oysa turşular, havayla temas etmeye karşı daha toleranslıdır. Reçel ve marmelatlara gelince, bunlar konserve ve turşulara göre tatlı saklama yöntemleridir. Reçel ve marmelat arasındaki fark da reçellerde kullanılan meyvelerin bütün ya da iri parçalar halinde olması, diğerindeyse kullanılan meyvelerin iyice parçalanarak homojen bir yapıda olması. Reçel ve marmelat yapılırken, kullanılacak sebze ve meyveler iyice yıkanır ve kurulanır. Üzerilerindeki kir ve mikroorganizmalardan arındırılan bu yiyecekler şekerle iyice kaynatılır. Kaynatılan yiyecek, şekerin etkisiyle ağdalaşır ve böylece içinde hava boşluğu kalmaz.

Bu nedenle, hazırlanan bileşim içinde mikroorganizmalar yaşayamaz. Dışarıdan gelecek mikroorganizmaların üretilen besine yerleşmemesi için de çeşitli antiseptik bitkiler kullanılır. Turşu ve konserve yapımında kullanılan sarımsak ve maydanozun yerine reçel ve marmelatlarda en çok tarçın kullanılır. Tarçın, tropik bölgelerde yetişen tarçın ağacının kurutulmuş kabuklarından elde edilir. Ülkemizdeyse tarçına ulaşılamayan yerlerde az miktarda kekik, adaçayı ve lavanta kullanılır. Bunlar da kuvvetli antiseptik olup reçellerin uzun süre bozulmadan saklanabilmesin! sağlarlar. Şimdi sizler de burada öğrenmiş olduğunuz yeşil teknikleri yaratıcılığınızla birleştirerek çok çeşitli ve değişik tatlarda konserve, turşu, reçeller yapabilir ve aile ekonomisine katkıda buluna- bilirsiniz.

Hangi mevsimde, hangi sebze-meyveleri yemeliyiz?

Dr. Muzaffer Kuşhan'la Diyet Dergisi
"Her iyi aşçının çocukluk anılarında büyük bir mutfak, sıcak bir ateş, kaynayan bir tencere ve bir anne vardır" diyor Amerikalı bir yazar. Ben de diyorum ki, her iyi aşçının içinde bir mevsim bilgesi vardır. O bilgenin tüm duyuları mevsimlik değişikliklere açıktır. Koklar, bakar, eller, tadar, dinler ve mevsimin ihtiyaçlarını hisseder. Karşısına çıkan -ya da arayıp bulduğu- malzemeler arasından en doğru olanları bulup en doğru pişirme yöntemiyle pişirir, sunar.

Mevsimlerle beslenme arasında büyük bir bağlantı var. Doğudan batıya pek çok ustanın dikkatini çeken bu ilişki üzerine düşündüğümüzde daha önce dikkatimizi çekmeyen pek çok detayı farkederiz. Örneğin soğuk bir kış gününde içimizden buz gibi içecekler içmek gelmez. Sıcak bir bardak çaya, salebe, dumanı tüten bir çorbayadır hasretimiz. Ellerimizi de, gönlümüzü de ısıtıverir çorba kasesinin dumanı. Sıcak bir yaz gününde ise, buzdolabından henüz çıkmış, buğusu üzerinde bir dilim kıpkırmızı karpuzdur düşlediğiniz…

Japonya'daki bir Zen manastırının baş rahibesi ve aşçıbaşısı Bayan Yoneda, hazırladığı zen yemek kitabında şöyle der: "Zen mutfağı, mevsimleri ve doğadaki hareketleri yemek hazırlama yöntemlerine ve malzemelere yansıtır. Kişi soğuk ve karlı bir kış günü dışarıdan geldiğinde parmaklarını bir kase dumanı tüten çorbayla ısıtır. Yaz sıcağında ise taze yeşillikler üzerine konmuş soğuk makarna harika bir yemektir." Sadece Japonların değil, tüm geleneksel halkların yaşamında mevsimlere göre beslenme esastır, çünkü ancak doğadaki değişimlerle uyumlu bir yaşam sürdürdüğümüzde sağlıklı oluruz.

İbn-i Sina'nın El-Kanun Fi't-Tıbb adlı eserinde insan sağlığının (ve hastalıkların) hava şartlarına, vücuda alınan yiyecek ve içeceklere, yaşanılan yere, kişinin hareketlilik durumuna, psikolojik ve fiziki etkenlere, alışkanlıklara ve kimi dış etkenlere bağlı olduğu yer alır. İslam Tıbbı'nda olduğu gibi Çin mutfağında da doğa döngüleri önemlidir. Geleneksel Çin Tıbbı'nın "Mevsimlerle Gelen Lezzetler" adlı kitabımda anlattığım Beş Element Teorisi'ne göre doğadaki beş elementin her biri (ağaç, ateş, toprak, metal ve su) bir mevsimi (ilkbahar, yaz, yaz sonu, sonbahar ve kış) sembolize eder. Her mevsimin bir rengi (yeşil, kırmızı, sarı, siyah ve beyaz) ve tadı (ekşi, acı, tatlı, baharatlı ve tuzlu) vardır ki ; Zen mutfağında bu renk ve tatların herbirinin bulunduğu bir öğün, dengeli bir öğündür. 13. yüzyılda yaşamış ve aşçılık üzerine kitaplar yazmış olan filozof Dogen'e göre aşçı yemek yaparken mevsimsel döngünün önemini vurgulamak için beş tat, beş renk ve beş pişirme yöntemini (haşlama, ızgara, kızartma, buharda pişirme ve çiğ olarak servis etme) kullanmaya dikkat etmelidir.

Görüyorsunuz ya, mevsimlerle beslenme arasında büyük bir bağlantı var. Doğudan batıya pek çok ustanın dikkatini çeken bu ilişki üzerine düşündüğümüzde daha önce dikkatimizi çekmeyen pek çok detayı farkederiz. Dikkatimizi içimize yönelttiğimiz zaman zaten bedenimiz bize neye ihtiyacı olduğunu söyleyecektir. Örneğin soğuk bir kış gününde içimizden buz gibi içecekler içmek gelmez. Sıcak bir bardak çaya, salebe, dumanı tüten bir çorbayadır hasretimiz. Ellerimizi de, gönlümüzü de ısıtıverir çorba kasesinin dumanı. Sıcak bir yaz gününde ise kimse sizi kış günlerinde rüyalarınıza giren çorbaları içmeye zorlayamaz. Buzdolabından henüz çıkmış, buğusu üzerinde bir dilim kıpkırmızı karpuzdur düşlediğiniz. Hararetinizi ancak o alabilir. Kışın koca tencerelerde kaynayan çorbalar yerini serinleten cacıklara, soğuk çorbalara bırakmıştır yaz günlerinde. Canlı renklere düşeriz sıcak günlerde. Domatesin kırmızısını, biberin, rokanın, marulun yeşilini, kayısının turuncusunu, incirin karasını severiz. Yaprakların döküldüğü sonbahar döneminde sofradaki renkler de mevsimin melankolisine uygundur. Yoğun sarılar, turuncular, kahverengiler…

Belki de mevsimin etkisiyle duygusal olarak içe kapandığınız, kendinizi yalnız hissettiğiniz bir günde bir tabak makarnayı bir kase çorbaya tercih edebilirsiniz. Baharın coşkusu ise doğadaki canlanmayla paralel sofralar kurmamızı sağlar. Yeşilden bir türlü vazgeçemeyiz kışla yaz arası mevsiminde. İşte bu yüzden mutfağa girip yemek pişirmeden önce ne tip bir yemeğe ihtiyacımız olduğunu düşünmek gerekir. Yukarıda söylediğim gibi, hem içinize hem de dışarıya bakmak ve her ikisinin gerektirdiği şeyleri pişirmek en doğrusudur. Yazar Ayşe Kilimci, Yemek ve Kültür dergisindeki yazısında bizi Kızılderililerin sözleriyle buluşturuyor : "Tüm gördüklerini hatırla / çünkü tüm unuttukların / devam eder rüzgarla uçmaya." Sağlıklı bir yaşam için aslolanın doğayla uyum içinde yaşamak olduğunu unutmayalım.

Kış
Doğada akıp giden, hiç şaşmayan bir düzen vardır. Biliriz ki kışın havalar soğuktur. Kimi zaman karlarla kaplanır her yer, kimi zaman buz gibi esen rüzgarda içimiz titrer. Hapşırmaya, burnumuz akmaya başladı mı hemen ıhlamur kaynatılır. Portakalı, mandalini, greyfurtu, limonuyla narenciye ailesinin renkli üyelerinden bol C vitamini alırız. Kışın daha çok toprağın altında yetişen sebzeler yenir, pancarlar, turplar, havuçlar, kerevizler. Ama toprağın üstünden de ıspanaklar, pırasalar, lahanalar, pazılar vardır soframıza konuk olan. Kavanozlara dizilen baklagilleri, bulgurla tarhanayı da unutmamalı, onlardan bol bol yararlanılmalı.

İlkbahar
Ağaçlarda pıtırak gibi açan çiçekler, yol kenarlarındaki papatyalar bize baharı müjdeler. Havalar iyiden iyiye ısınmış, pazarlara baharlık sebze ve meyveler gelmeye başlamıştır. Can erikler ve yeni dünyalar gözümüzün içine bakarak alın bizi derler. Çilek çıkacak diye heyecanlanırız. Enginar, bakla ve bezelyeyle birlikte ağır kış yemeklerinden hafif zeytinyağlılara geçme zamanı gelmiştir artık. İlkbaharda büyüyen taze soğan, taze sarımsak, buğday gibi tahıl ve yeşillikler de sofralardaki yerini alabilir. Bu mevsimde yetişen maydanoz, dereotu, fesleğen gibi aromatik otlara da yer açarız mutfağımızda.

Yaz
Yaz ayları geldi mi allı yeşilli, sarılı turunculu yaz sebze ve meyveleri pazar tezgahlarını doldurur. Yazın domatesli, biberli kahvaltılarla güne başlayıp öğlenleri karpuz-peynirle geçiştirir, bol bol denize girer, salataların yanına birkaç meze yaparız. Bol bol meyve yeriz yazın. Kiraz, vişne, şeftali, kayısı, kavun, karpuz, üzüm... Yazın dışarısı sıcakken vücudu serinletecek, mideyi yormayacak, kolay hazmedilecek besinleri tercih eder, hararetimizi bastıracak yiyecek ve içeceklere ihtiyaç duyarız.

Yaz sonu
Pastırma yazı geldi mi havalar hafiften soğumaya başlayabilir, zaman zaman da olsa. Taze ceviz satıcıları çıkar ortaya, Değirmendere fındığıyla birlikte. Pazarda renkler yaz aylarının albenisine inat daha yoğun, daha güneş tonlarındadır. Kırmızılar, turuncular, koyu pembeler... Kızılcıkla mürdüm eriği, rengarenk üzümler, armutun en ballısı, mısır kebabı geliyor aklıma. Köylerde kış hazırlıkları çoktan başlamış, salçalar kaynatılmış, tarhanalar serilmiş, reçel ve turşu kavanozları kilere sıralanmıştır bu dönemde.

Sonbahar
Doğanın döngüsünde son durak. O da bitince yerini yine kışa bırakacak ve aynı döngü bir kere daha baştan başlayacak. Dolaptaki soğuk su şişeleri artık pek doldurulmaz, soğuk limonatalar, dondurmalar, ayranlar yerini sıcak çaylara bırakır sonbaharda. Pazarlarda iyiden iyiye kışlık sebzeler çıkmıştır. Bir bakmışsınız zeytinyağlılar sofradan kalkmış, çorbaların dumanları tütmeye başlamış, kış sebzeleri dizi dizi dizilmiştir pazar tezgahlarına. Ispanaklar, yemyeşil saplarıyla kerevizler, havuç ve pancar, turpun binbir şekillisi, soğan, patates...

Mevsimlere göre beslenme üzerine araştırmalar

Ekolojistlere göre mevsimler doğal bir çeşitlilik kaynağı sunuyor insalara. Mevsimlerle gelen ürün değişimleri dünyadaki kaynaklar ve yaşam biçimleri için doğal bir denge aynı zamanda. Bugün tüm yiyeceklere her mevsim ulaşmak mümkün ve modern ürün işleme yöntemleri ile ulaşımdaki kolaylıklar her ürünün her yere coğrafyaya ulaşmasına olanak sağlıyor. Bu da doğal çeşitlilik için bir tehlike, çünkü tüketici tercihleri ve çokuluslu tohum firmalarının baskıları nedeniyle hem dünya üzerinde bir tektip besin üretme zinciri kuruluyor hem de yerel tohumların devamlılığı tehlikeye düşüyor. Ayrıca bu şekilde bazen bedenimizin ihtiyaç duymadığı, yahut alışkın olmadığı yiyecekleri tüketme alışkanlıkları geliştirebiliyoruz.

1997 yılında İngiltere'de Tarım Bakanlığı'nın yaptırdığı bir araştırmaya göre pastörize sütlerde kış ve yaz aylarındaki besin içeriğinin farklı olduğu bulunmuş. Sütte kışın iyot daha fazla iken, yaz aylarında beta karoten yüksek çıkmış. Araştırmanın sonuçlarını yorumlayan uzmanlar bunun ineklerin yaz ve kış aylarındaki beslenme farklılığından kaynaklandığını söylemiş. Kış aylarında daha tuzlu besinler alan inekler yaz aylarında doğal olarak daha fazla taze bitki yiyor ve sütlerindeki besin içeriği de farklılaşıyor. Benzer bir araştırma da Japonya'da yapılmış. Araştırmacılar kış aylarıyla, yaz aylarında toplanan ıspanaklardaki C vitamini içeriğinin farklı olduğunu bulmuşlar.

Dengeli beslenme için öğütler

1. Olabildiğince işlenmiş ürünlerden kaçının, taze ve doğal yiyecekleri tercih edin.

2. Her hafta alışverişinizde düzenli olarak tüketmediğiniz, ancak mevsimlik meyve, sebze ve otlardan en az birini alıp deneyin. Her bitkide farklı vitamin ve mineraller bulunur ve vücudumuz bu besinleri doğal kaynaklardan almayı tercih eder.

3. Her hafta farklı bir yemek deneyin. Sebze, tahıl ve baklagilleri birlikte pişirerek besin değerlerini artırabilirsiniz.

4. Alışverişinizi yaparken bilinçli olun. Bunun için buzdolabınızın üzerinde mevsimlik ürünlerin bir listesini bulundurabilir, sağlıksız olduğunu düşündüğünüz yiyecekleri (paketlenmiş hazır ürünler, katkı maddeli yiyecekler, hazır cips ve çerezler) daha sağlıklı olanlarıyla değiştirebilirsiniz (taze ve kuru meyveler, işlenmemiş, doğal halindeki tohum ve yemişler).

5. Azar azar ama sık sık alışveriş yapın ve özellikle meyve-sebzeleri en taze hallerinde tüketmeye özen gösterin. Buzdolabında bekledikçe herbirinin besin değerinin azalacağını unutmayın.

Yaz meyve ve sebzelerini kışın tüketmeyin

Lösemili Çocuklar Vakfı (LÖSEV), kanser riskini arttırdığı gerekçesiyle yaz aylarında yetişen meyve ve sebzelerin kış aylarında tüketilmemesi uyarısında bulundu. LÖSEV'den yapılan açıklamada, “Kışın satılan yaz meyve ve sebzeleri, doğal ortamlarda yetiştirilmiyor. Bu gıdalardan yiyen anne veya anne adaylarının bebekleri de etkileniyor” denildi.

Doğal olmayan koşullarda yetişen sebze ve meyvelerin konser riskini yüzde 70 oranında artırdığı belirtilen uyarıda “Bu ürünler, çabuk bozulmasın, raftaki ömrü uzun olsun diye erkenden toplanıp sandıklanıyor. Vitamin ve minarelleri de eksik oluyor” ifadesine yer verildi. Uyarıda tüketicilere şu çağrı yapıldı:

“Lütfen, 10 Kasım- 1 Nisan tarihleri arasında salatalık, domates, patlıcan, biber, şeftali, karpuz, erik, muz gibi yaz sebze ve meyvelerini yemeyiniz. Bu tarihler arasında satın alacağınız yaz sebze ve meyvelerin hiçbiri doğal ortamlarda, tarlalarda, güneş ışığında ve doğal gübrelerle yetiştirilmiyor. Naylon örtü ve benzeri kaplamaların altındaki seralarda, sıcak ortam sağlamak için yakılan kaloriferlerle, büyümesi için kullanılan hormonlarla, böceklerden korunmak için aşırı miktarda kullanılan tarım ilaçlarıyla yetiştiriliyor. Doğal olmayan koşullarda yetişen sebze ve meyveler kanser riskini yüzde 70 artırmaktadır.”

Hamilelerin yediği doğal olmayan, sera ürünü bu meyve ve sebzelerden aldığı hormon ve tarım ilaçlarının doğrudan karnındaki bebeğe geçtiğini, aynı şekilde emziren annelerin sütünden de bebeğe geçtiği belirtildi. Uyarının son bölümünde şöyle denildi:

KIŞ MEVYE VE SEBZELERİ YİYİN

“Hem kanserojen, hem de pahalı olan bu meyve ve sebzeler yerine kışın yetişen ve vitamin, mineraller yönünden zengin olan ıspanak, pırasa, karnabahar, yerelması, elma, portakal, mandalina gibi kış sebze ve meyvelerini tercih ediniz. Bu şekilde hem sağlıklı olursunuz hem de kanserden korunursunuz. Biz sivil toplum örgütü olarak sizleri kanserden korumak istiyoruz. Tek amacımız budur.”