Yemek pişirmek bir sanattır..

Gelin bu sanata hep beraber ortak olalım ve bu sanatı layığı ile yerine getirip tüm sevdiklerimizin kalbine ulaşalım...Bol tarifli, renkli menülü, mis kokulu, ağız tadımızın kaçmadığı nice paylaşımlara...

28.2.08

Batı Toplumlarında Vejetaryenliğin Gelişimi

  • Batı ülkelerinde vejetaryenliğin gelişiminde etik, din ve sağlık faktörleri etkili olmuştur. Batı ülkelerinde 20. Yüzyıl öncesinde, vejetaryenlik, hayvanların öldürülmesinin etik kurallarıyla bağdaşmadığı, öldürülen hayvanın etinin zararlı etkenlerle kirlendiği ve insana zarar verdiği görüşünü ileri sürenlerin telkinleriyle ortaya çıkmıştır.

  • Bu görüşe göre ruhsal yönden iyilik fiziksel sağlığa bağlıdır. Onsekizinci yüzyıl vejetaryen yazarlar vejetaryen diyetini Tanrı'nın gönderdiğini belirtmişlerdir. Vejetaryenliği savunanlar, etin kolayca bozulmasını, bitkilerin ise uzun süre dayanmasını; hayvansal besinlerin insan sağlığı için zararlı, bitkisel besinlerin yararlı olduğu yolundaki görüşlerine dayanak göstermişlerdir. Bazı yazarların, uzun süren hastalıklarını diyetlerinden eti çıkararak iyileştirdiklerini, aynı diyetin başkalarını da iyileştirdiğini bildirmeleri vejetaryenliğin gelişiminde etkili olmuştur.

  • Vejetaryenliğin Amerika Birleşik Devletlerinde yayılmasında Silvester Graham adlı papaz'ın 1830-1840 yıllarındaki kampanyası etkili olmuştur. Graham, değişik yörelerde verdiği konferanslar ve 1839'da yayınladığı "İnsan Yaşam Bilimi Üzerine Konferanslar" başlıklı iki ciltlik kitabı ile vejetaryenliğin gelişiminde etkili olmuştur. Graham, insan bedeninin öğelerinin besinlerden sağlandığını, güçlü bir beden yapısı için egzersiz, temiz hava ve doğal besinlerin yenmesinin gerekliliğini öğütlemiştir. Örneğin. Amerikan halkının sağlığı için beyaz ekmek yerine Tanrı'mn yarattığı tam buğday unu ekmeğinin yenmesini önermiş ve "Graham unu", "Graham krakeri" gibi ürünlerin üretimine öncülük etmiştir.

  • Graham'ın izleyicilerinden Alcott 1838'de "Bitkisel Diyet" kitabını yayınlamıştır. Alcott, etin kolayca bozularak kokmasından yola çıkarak vejetaryenlerin saf ve güzel koktukları, et yiyenlerin ise ahır kokusu verdiklerini belirtmiştir. Bitkisel besinlerin etik ve sağlık yönünden etle beslenmeye göre daha üstün olduğunu savunanlar tarafından 1850'de Amerikan Vejetaryen Derneği kurulmuştur. Bu derneğin ilk bildirisinde vejetaryen diyet ilkelerinin insanı yaratan Tanrı'mn buyruğu olduğu belirtilmiştir. Vejetaryenler ruhsal sağlığın, bedensel sağlığa dayandığı görüşünü taşımaktadırlar.

  • Graham'ın etkisiyle 14 yaşında vejetaryen olan John Harvey Kellogg et yerine geçebilen sağlıklı vejetaryen besinlerin üretimine katkıda bulunmuştur. "Kellogg" markası adı altında üretilen kahvaltılık tahıl ürünleri Amerika'da olduğu kadar birçok ülkede ünlüdür. Son yıllarda bu ürünler ülkemizde de tüketilmeye başlanmıştır. Kellogg "Seventh-day Adventis" kilise grubunun da üyesi olarak tüm ülkeyi dolaşarak sağlıklı yaşam konusunda konferanslar vermiş ve kitaplar yazmıştır. Kellogg et yemenin barsaklarda toksik öğe oluşturduğunu, bunun da bedenin birçok organına zarar verdiğini bildirmiştir. Aynı zamanda saf besinlerle beslenmenin zararlarına işaret ederek barsakların çalışması ve zararlı atıkların atılması için diyetin posa içermesi gerektiğini ve vejetaryen diyetin posadan zengin olduğunu vurgulamıştır. Kellogg görüşlerini hayvan kesilen mezbahanın insan üzerindeki moral bozucu etkisini belirterek güçlendirmiştir. Seventh-Day Adventis Kilisesine bağlı insanlar et yemezler. Sigara ve alkol kullanmazlar. Çoğunluğu bitkisel besinler yanında süt ve yumurta yerler.

  • İngiliz doktor Alexandar Haig, insanda ürik asit oluşturduğu için diyette ete karşı çıkmıştır. Migrenin ve birçok hastalığın kanda ürik asidin yükselmesiyle ilintili olduğunu "Hastalık Oluşumunda Ürik Asit Faktörü" adlı 1890'da yayınladığı kitapta örnekler vererek açıklamıştır. Haig'in görüşleri arkadaşları tarafından çürütülmesine karşın, halk üzerindeki etkileri sürmüş ve İngiltere'de vejetaryenliğin gelişmesine katkıda bulunmuştur. Yirminci yüzyıl başlarında vitaminlerin bulunmasıyla birlikte, sebze ve meyvenin beslenme yönünden yararları ortaya konmaya başlanmıştır. Vitaminlerin bulunuşunda önemli rolü olan McCollum, 1923'de Amerikalıların %90'ının beyaz ekmek, tereyağı, et, patates, şeker ve kahve ile beslendiğini ve vitaminlerden yararlanamadığını ve bunun değişmesi için halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

  • Aynı yıllarda İngiltere'de bitkisel besinlerin posadan zengin olmaları dolayısıyla barsak hastalıklarını önlediği konusundaki yayın ve açıklamalar vejetaryenliğe dönüşte etkili olmuştur. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında yüksek posalı diyetle barsak hastalıkları arasındaki ilişkiler konusunda epidemiyolojik veriler toplanmıştır. Aynı zamanda vejetaryen toplulukların diyetlerinin posadan zengin, doymuş yağ ve kolesterolden düşük olduğu, bu gruplarda barsak hastalıkları, koroner kalp hastalığı ve bazı kanserlerin daha az görülmesinin diyetleriyle ilintili olduğu konusunda epidemiyolojik çalışmalar ağırlık kazanmıştır.

  • Son yıllarda vejetaryenliğin gelişmesinde hayvanların öldürülmesine karşı çıkan moral değerlerin de etkisi olmaktadır. Birçok ülkede kurulan hayvanları koruma dernekleri aracılığıyla hayvanların öldürülmesine karşı çıkılmakta, etin diyetten çıkarılmasının gerekliliği savunulmaktadır.

  • Vejetaryenliği savunma dayanaklarından biri de insanın sindirim aygıtının bitkisel besinlere daha uygun olduğu görüşüdür. Bu görüşe göre; insanın, besinleri sindirimine ilişkin anatomik yapısı etten çok bitkisel besinlerle beslenmeye uygundur.

  • Yenilen besinler sindirildikten sonra insana yararlı duruma gelir. İnsanın sindirim organlarının yapısı et yiyen canlılardan çok bitkilerle yaşamını sürdürenlerinkine benzemektedir. Ağızdaki kesici dişler ancak pişmeyle yumuşamış veya iyice kıyılmış etleri yemeye uygundur. Bunun yanında arkadaki yassı molar dişler parça halindeki yiyecekleri iyice öğüterek ve tükrük salgısıyla yumuşatarak mideye aktarılmasını sağlar.Et yiyicilerde az olan tükrük salgısı insanda iyi gelişmiştir. Tükrük salgısı yiyeceklerin yumuşak duruma gelmesi kadar içindeki pityalin enzimiyle nişastanın sindirimine yardımcı olur.

  • İnsanın mide salgısı çok miktarda eti sindirmeye uygun değildir. Mide salgısının asitlik derecesi et yiyicilerinkinden daha düşüktür. Bunun yanında insanda sindirimi sağlayan barsaklar daha uzundur. Besinlerin sindirim aygıtını uzun sürede terk etmesi insanda acıkmayı geciktiren faktörlerden biridir. Özetle insanın sindirim aygıtı etten daha çok sindirimi kolay olan süt ve yumurta gibi hayvansal besinler ve bitkisel besinlerle beslenmesine daha uygundur.

  • Hindistan'da vejetaryenlik bir bakıma zorunludur. Din yasağı olmasa bile uzun süre insana besin sağlayan hayvanın, kısa sürede et için yok edilmesi doğal olarak istenmeyen bir durumdur. Sümerler tarafından gözlendiği gibi, artan nüfusu maliyeti yüksek hayvansal besinlerle besleme olanağı yoktur. Bitkisel besinlerle daha çok insan doyurulabilmektedir.

  • Çin'de Budist tapınaklarının geniş mutfakları bulunmaktaydı. Buralarda vejetaryen yemekler hazırlanmakta ve duadan sonra birlikte yenmekteydi. Özellikle Sung döneminde Budizmin yayılması, beslenme alışkanlıklarını önemli ölçüde etkilemiştir. Pirinç ve soya fasulyesi Çin ve tüm Güneydoğu Asya toplumlarının temel besinleridir. Budistler tarafından et benzeri soya fasulyesi ürünler geliştirilmiştir.

Hiç yorum yok: